garpuz kemiğinden gabuklar
Wikileaks: Sıkça Sorulan Sorular

ABD diplomatik yazışmalarını sızdırması ile gündemin tepesine oturması ile birlikte, Wikileaks hakkında merak edilenler bariz bir şekilde arttı. Aslında Wikileaks bir hafta önce ortaya çıkmış değil; 2006’dan bu yana başka mecralarda yayımlanamayacak gizli belgeleri, kaynağın mahremiyetini koruyarak sızdırıyor Wikileaks.  Son bir yılda “Colletarel Murder” (ABD askerlerinin kasıtlı olarak gazetecileri vurması) ve “War Logs” (ABD’nin Afganistan ve Irak’taki askeri kayıtları) sızdırmaları ile dikkat çeken Wikileaks’in son eylemi Internet’ten haberi olmayan Türk politikacısının bile ağzından “wiki” lafının çıkmasını sağladı. Mevzuyu anlayamayan geniş bir kitle ise hala bunun bir İsrail-ABD komplosu olduğuna inanıyor. Herkes istediğine inanmakta serbest; ancak öncelikle temel bazı bilgileri edinmekte fayda var sanırım.

Basit bazı soru ve cevaplar:

1. Wikileaks nedir?

Wikileaks kaynaklarının gizliliğini koruyarak hükümetlerin ve diğer organizasyonların hassas belgelerini yayınlayan, kar amacı gütmeyen bir medya organizasyonu. Avustralya’lı gazeteci ve internet aktivisti Julian Assange organizasyonun yöneticisi ve/ya editörüdür. Organizasyonun isminde “wiki” geçmesinin sebebi, diğer “wiki”lerde olduğu gibi içeriğin kullanıcılar tarafından sağlanıyor oluşudur. Ancak buradaki bilgi “gizli” diyebileceğimiz cinsten; kullanıcılar bu tarz bilgilere erişimi olan insanlar.

2. Son yaşanan olay nedir?

WikiLeaks 26 Temmuz 2010’da Amerikan diplomatik temsilciliklerinin son beş yılda kaydını tuttuğu diplomatik yazışmaları (cable) 28 Kasım 2010’da yayımlamaya başladı. Yayımlama işi Guardian, Le Monde, New York Times, Der Spiegel gibi medya kuruluşları ile eşgüdümlü olarak yapılıyor.

3. Belgeler nasıl sızmış?

Belgelerin Wikileaks’in elinde olduğu zaten bir süredir biliniyordu. Sızdırmanın Bradley Manning isimli bir Amerikan askerince yapıldığı söyleniyor; Manning şu anda yargılanıyor. Tabii sızdırmanın ABD çıkarlarına hizmet ettiği, sızdırmanın ABD’nin kendi eliyle, kasıtlı olarak yaptırıldığı veya bunun Çin ve/ya Rusya’nın bir oyunu olduğu iddiaları da yok değil. Manning’e yöneltilen suçlamalara göre, belgeler ABD’nin kendi iç yazışmalarında kullandığı SIPRNet isimli ağa sızılarak elde edilmiş.

4. Sadece Türkiye hakkında mı sızdırmalar var?

Hayır, çeşit çeşit memleketle ilgili sızdırma var ancak cable’ların (telgraf diye çevrilse de kastedilen şey diplomatlarca SIPRNet üzerinden gönderilen her bir mesaj) çoğunun Ankara üzerinden yapılması Türkiye’deki yoğun diplomatik gündemi göstermesi açısından ilginç.

5. Tüm belgeler açıklandı mı?

Küçük bir kısmı açıklandı. Gerisi de geliyor. Ama esas gizli bilgiler şifreli bir şekilde duruyor. Zamanla hepsinin açıklanacağı söyleniyor. Burada önemli bir detay var: Assange, elinde gizlilik seviyesi çok yüksek bazı belgeler olduğunu iddia ediyor. BU belgeleri “Hayat Sigortam” şeklinde isimlendirmiş. Bilinen en sağlam kripto ile koruma altında belgeler.

6. Bu sızdırmanın benzeri bir olay daha önce yaşanmış mı?

ABD’nin Vietnam ile ilgili gizli belgeleri Daniell Elsberg tarafından 1971 yılında New York Times’a sızdırılmıştı. Bu olay, tarihe Pentagon Belgeleri olarak geçti.

Yoruma Açık Soru ve Cevaplar

1. Bu işler ABD’nin bir numarası mı?

Değil tabii ki. Her ne oluyorsa ABD sayesinde değil; ABD’ye rağmen oluyor. Julian Assange ve Wikileaks ekibi iletişim teknolojilerinin ve yeni medyanın nimetlerinden faydalanarak bu bilgileri sızdırıyorlar. Engellenebilecek bir şey olsa şimdiye kadar engellenirdi ama tüm dünyanın Internet erişimini kesmeden bu iş zor 

2. Bu olanlar AKP’ye karşı geliştirilen bir komplo mu?

Hayır, tabii ki değil. Böyle vizyonsuzluk olmaz. Dünya yerinden oynuyor; bunca uğraş AKP için değil elbette. 

3. Nasıl oluyor da bu ajan bilgileri Wikileaks’in eline geçiyor?

Ajan değil, diplomat. Şu ana kadar yayımlananların çoğu da olağan raporlar. Ajanlık bir tarafı yok. Ama çok daha üst düzey gizlilik içeren belgeler de sızdırılacak.
Olayın bir özeti için video. Diplomat-Ajan meselesi hakkında uzman yorumu videosu

4. Belgeler gerçek mi?

ABD belgelerin gerçekliğini kabul etti; ancak bu belgelerde yazanların illa ki gerçek olduğu anlamına gelmiyor. Sonuçta, belgelerde yazanlar Amerikan diplomatların merkeze ilettiği duyumlar, görüşler… Bir kısmı (hatta çoğu) doğru olsa da, muhakkak ki birçok abartı, yanlış anlaşılma, yalan, iftira da mevcuttur. Ama her halükarda, belgerelin gerçekliğinden yola çıkarak, diplomatların duymadıkları bir şeyi yazmayacaklarını, bu bağlamda da çoğu durumda ateş olmayan yerden duman çıkmaz sözünü hatırlamak gerektiğini söylemeden edemeyeceğim.

Birincil kaynaklar:

Yorum, analiz ve ikincil kaynaklar:

Ek: Assange’ın katıldığı Wikileaks paneli

Ken Perlin‘den okunabilen en küçük font. Güzel düşünmüş.

Ken Perlin‘den okunabilen en küçük font. Güzel düşünmüş.

Enteresan Mektuplar

Hayatımda sadece bir kere, ilkokulda mektup yazmayı öğrendiğimiz derste İstanbul’da oturan halama mektup yazmıştım. “Sevgili Halacığım” diye başlayıp patetik bir şekilde bitiyordu. Halbüse zamanında ne mektuplar yazılmış. Buyrun…

Aşağıda, Beyaz Saray metin yazarlarından William Safire’in, Neil Armstrong ve Edwin (Buzz) Aldrin’i Ay’a indiren Apollo 11 Ay Modülü’nün arızalanması durumunda Başkan Nixon’un televizyonda halka seslenirken okuyacağı metin var. En kötü durum senaryosunun bir parçası olarak hazırlanmış (To be read in the case of a “Moon Desaster”). Metinde Apollo 11’in üçüncü mürettebatı Michael Collins’ten bahsetmiyor; zira o Ay Modülü’nde değil, Kumanda Modülü’nde olacağından dönebilecekti.

nixon1

nixon2

“Bu iki cesur adam, Neil Armstron ve Edwin Aldrin, kendileri için bir umut kalmadığını biliyorlar. Ancak, fedakarlıklarının insanlık için bir umut kaynağı olduğunun da farkındalar.” diye başlıyor. Çok dramatik bir metin. Hakkatten adamlar orada kalsaydı ne kadar garip olacakmış. Sene 1969, daha Internet falan değil, Atari bile yok ortalıkta ve bu adamlar bozulan uzay kapsülleri yüzünden Ay’da mahsur kalmışlar!

Aşağıda da, hamdolsun, Düya’ya sağ sağlim dönebilmiş Neil Armstrong’un Ay yürüyüşünde kullandığı astranot giysisini (Extravehicular Mobility Unit -EMU-) tasarlayan ekibe 25 yıl sonra yazdığı teşekkür mektubu var. Armstrong, genelde çirkinliği ile tanınan EMU için diyor ki “Esas güzel tarafı işe yaramış olmasıydı”:)

armstrong

Ben şurdan, onlar da burdan almışlar.



Dünyanın en nominalist memleketi

İşte Yılmaz Özdil’i bu yüzden seviyorum. Sadece Atatürk dövmesi gibi lame bir modayı bir çeşit özgürlük hareketiymişcesine sunabildiği için değil; bu kadar cahil olup da memelekte bu kadar fayda sağladığı için. Yılmaz Özdil o kadar marjinde duruyor ki, Atatürk’ü tabulaştırma diye on yılda anlatmaya çalıştığımız şeyi on iki satırlık patetik yazısında gösterivermiş hemencecik.


fedon atatürk dövme

“Bizim işimiz Atatürk.” diye bitirmiş 10 Kasım’daki köşesini Sayın Özdil. İşimiz neden Atatürk olmamalı, bunu anlatmaya çalışacağım.

Gerçekten de nominalist bir milletiz. Esas konuyu hiç konuşmuyoruz da hep semboller üzerinden tartışıyoruz. Şu 10 Kasım gününde iyice açığa çıkan durum gösteriyor ki, tartışılan mevzu Atatürk falan değil (ama gerçekten de öyleymiş gibi duruyor). Mevzu yaşam tarzı; bir nebze de ideoloji meselesi. Bir tarafta rakı içme, öbür tarafta başını örtme özgürlüğü var (çok daha karışık bir durum ola da bu şekilde özetleyebiliriz sanırım) ve insanlar bu özgürlüklerinin ellerinden alınmamasını istiyor haklı olarak. İki taraf da haklıdır; rakı da özgürce içilsin, başlar da özgürce örtülsün. Ama bu durum bu kadar açıkça ifade edilemediğinden (zira sorunlarımızı açık açık konuşmayı hiç beceremeyiz), en başta rakı özgürlüğüne önem verenlerimiz bu özgürlüğün Atatürk’ün bir armağanı olduğundan hareketle, toplumdaki Atatürk algısının, Atatürk’ün hatırasının her daim koruyucusu olarak, yeni rejimin kazanımlarını da koruyabileceklerini düşünmüşler.*

Ancak fark edemedikleri nokta şu: Bir fikri, bir bireyde somutlaştırmaya çalışınca bireyi hedef tahtası haline getiriyorsunuz. Siz Atatürk’ü tabulaştırdıkça, onda somutlaştırmaya çalıştığınız fikirlere katılmayan insanlar da fikirlerin somutlaştığı bireye saldırıyorlar. Olay somut bir fikir çatışması değil de ad hominem çizgisinde ilerleyen bir alegori haline geliyor.

Gene Özdil’e dönecek olursak… Sevgili Özdil, işiniz Atatürk olmamalı. Türk modernleşmesine inanıyor, “Atatürk devrimi ve kazanımları” diye bir şey olduğunu düşünüyor ve bunları korumak istiyorsanız, kolunuza Atatürk imzası dövdürerek hiçbir yere varamazsınız. Sembolik düzeydeki bu sidik yarışını bir zahmet bırakıp, gerçek sorunlarımızı gerçek bir tartışmada konuşmaya ne dersiniz. Zira, siz ve sizin kafanızdakiler alegoriler, menkıbeler ile beyin sulandırırken gerçekten konuşulması gereken hususlar unutuluyor ve taraflar aslında neden birbirilerine kızgın olduklarını bile hatırlamıyorlar.

*İsmet İnönü diyor ki: “Eğer Cumhuriyeti ve inkılâpları korumak ve devam ettirmek fikrindeysek, Atatürk’ü korumak vazifedir”.

Fonts & Mustaches
Dinimizi Öğrenelim!
Linkinpark

Dinimizi Öğrenelim!

Linkinpark

Türkiye’de Vimeo’ya erişimin yasaklanmasından sonraki hafta, 8-9 Ekim’de New York’ta dünya çapındaki grafik sanatçıları, animatörler, yönetmenler ve kısa film yapımcıları için önemli bir gün yaşandı. Vimeo Awards ödül töreni yapıldı. Vimeo platformunda yer alan videolar arasından Vimeo jürisinin seçtiği özgün çalışmalara ödüller verildi. Dokuz ödülden biri Türkiye’den Onur Şentürk’ün (25) oldu.

Habarın orjinali Hafifmüzik‘te.

Colin Greenwood, Internet, müzik…

Radiohead’den Colin Greenwood, Index on Censorship‘e verdiği röportajda In Rainbows’daki başarılarının Internet ile olan bağını, Internet’in müzik sektörünü nasıl değiştirdiğini anlatmış. Eskilerden (aslında daha beş sene öncesi olsa da) nostaljiyle bahsetse de geleceğe dair umutlu olduğu söylenebilir. İlgimi çeken alıntıların bazılarını olduğu kadar çevirip buraya koyuyorum.

colin greenwood

“Bu sefer EMI ya da işimize karışacak herhangi birisi yoktu; sadece biz vardık. Yaptığımız işin sahibi bizdik ve ne istersek onu yapma hakkımız vardı. Tam da insanların Internet’i yeni müzikler keşfetmek ve ona ulaşmak için kullandığı bir döneme rastlamıştı bu. Biz de In Rainbows’da dinleyicilerimize ulaşmak için Internet’i kullanmaya karar verdik.

Bunu yapmamızdaki etkenlerin başında geleneksel meydaya güvenmeyişimiz geliyor. Televizyondaki müzik çok kısıtlı bir skalaya yayılıyor ve genellikle iyi müzik diyebileceğimiz bir şey yok. Radyolarda ise DJ’ler öyle regülasyonlara tabiler ki her programda çalabilecekleri tek bir ücretsiz kopyaya sahip olmalarına bile şükrediyorlar. Kim sizinle ilgilenen kitlelere doğrudan, gerçek zamanlı ulaşmak gibi bir seçenek varken böyle dolambaçlı yolları seçer ki?”

“In Rainbows’da yakaladığımız başarının en önemli sebebi müziğin kalitesiydi. Bu noktaya yeterince dikkat edilmediğini düşünüyorum. Herkes kullandığımız yöntemin başarısından bahsediyor ama unutmamamız gereken şu: Eğer yaptığımız müzik iyi olmasaydı onu Internet üzerinden yayıyor olmamız hiçbir şey ifade etmeyecekti. Bunu biraz optimist bulabilirsiniz ama bence yeterince iyi bir iş çıkarırsanız fanlarınızın sizi sahiplenmesini garantilersiniz.”

“Her ne kadar Internet üzerinden kitlelere doğrudan ulaşmak çok güzelse de, eskilerde kalan ‘label’ kültürünü de özlemiyor değilim. John Peel gibi insanların kültürel etkisini; Blur, the Beastie Boys, the Beatles gibi gruplarla aynı ‘label’ altında müzik yapmayı seviyor(d)um.”

“Internet artık ergenlik çağının sonuna geldi ve odasından dışarı çıkmak üzere”

“Internet’in teknolojik yönü artık pek kimsenin umurunda değil; insanlar onunla neler yapabileceklini merak ediyorlar.”

INDEX on Censorship Vol: 39 No: 3 2010 sf. 20-26